VARIŞ

ne çok yol gelmişim öyle
şimdi kalbindeyim graubünden’in
engadin yokuşundan inilerek gelinen şehrin
romalıların çığrından geldim
asıl yazmanlardan kalma fermanları getirdim
belki zamanıdır artık gerçekleşmesi tesadüflerin
kim bilir sahibi burdadır belki de yüreğimin
ya da kederi kalan günlerimin
chur deniliyor demek ki bu şehre
dağlarla sarılmış çepeçevre
garipsemeden bakmak istesem de
kendinden geçmiş gibi bakıyor
istemsizce de olsa gördüğüm çoğu çehre
sanki tekrar eden tarih gibi
korkarım bu yürekle sığamam bu şehre
ahh bakın hele bu da nesi
geliyor gözlerden düşen damlaların sesi
başında durduğum lucrezia’nın çeşmesi
o ki bir zamanlar iffetin ve narinliğin gözdesi
belki bu tesadüfle kaybolacak
içimdeki aşka olan inancımın şüphesi
biliyorum ki zaten birçok öykü gibi
gözyaşı her yerde zorbalığa direnmenin kefaleti
ne çok kişi var başına gelen bu şehadetin
zorlamasıyla olmalı merakın ve keşfetmenin
ya da delilini görmek için
sadakatin ve terk etmenin
yine de şamatası gibi yoruyor insanı
gelip geçicilerin hırgürü ve çenesi
elinde kalemi duruyor bir adam
içimden diyorum ne çok ötüyor şu saksağan
erkekliği herkesçe görülsün diye durmadan
etrafına sözcükler savurup duran
merağımla yanaşıyorum çaktırmadan
yanlış anlamadıysam adı ishaan
anladım şimdi tamam
adın ishaan demek arıyorsun kendini
madem öyle bişof’a git eğitsin seni
ya da kalabalığı sana göre olan
mezarlığına git durmuş kalbi gibi bu şehrin
ki gömüp gelesin kendindeki benliği
ki anlayasın insanda iğreti duran tekilliği
yoksa mümkün değil
karşıma alamam sendeki şu gereksiz şenliği
